13 Haziran 2012 Çarşamba

KOLAY DOĞUM YAPMAK İÇİN DUÂ


DOĞUMU KOLAYLAŞTIRMA DUÂSI


بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ ﴿١﴾

﴿ أَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ﴿٢﴾ أَلرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ ﴿٣﴾ مَالِكِ يَوْمِ الدّ۪ينِۜ ﴿٤﴾ إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُۜ ﴿٤﴾ إِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۙ ﴿٦﴾ صِرَاطَ الَّذ۪ينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْۙ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَاالضَّٓالّ۪ينَ ﴿٧﴾

[سورة الفاتحة:١/١-٧]

FÂTİHÂ SÛRESİ



“Bismillâhi’r-rahmâni’r-rahîm.(1)Hamd[1], Âlemlerin Rabbi[2], Rahmân[3], Rahîm[4], hesap ve cezâ günü-nün (âhıret gününün) mâliki Allâh’a mahsûstur.” (2-4)(Allâhım!) Yalnız sana ibâdet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.” (5) “Bizi doğru yola, kendilerine ni’met verdiklerinin yoluna ilet; gazâba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.” (6-7)[5]



بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ.

﴿ أَللّٰهُ لٰٓا إِلٰهَ إِلَّا هُوَۚ اَلْحَىُّ الْقَيُّومُۚ  لَا تَاْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌۜ لَهُ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِۜ مَنْ ذَاالَّذ۪ى يَشْفَعُ عِنْدَهُٓ إِلَّا بِـإِذْنِه۪ۜ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْۚ وَلَا يُح۪يطُونَ بِشَىْءٍ مِنْ عِلْمِه۪ٓ إِلَّا بِمَا شَآءَۚ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَۚ وَلَا يَؤُ۫دُهُ حِفْظُهُمَاۚ وَهُوَ الْعَلِىُّ الْعَظ۪يمُ.

[سورة البقرة:٢/٢٥٥]

Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. (O, Rahmân ve O, Rahîm olan Allâh (c.c.)’ın adıyla).



ÂYET-EL KÜRSÎ

“Allâh, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayandır. Diridir, kayyumdur.[6] O’nu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. İzni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunacak kimdir?[7] O, kulların önlerindekileri ve arkalarındakileri (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir. Onlar O’nun ilminden, kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. (O, göklere, yere, bütün evrene hükmetmektedir.) Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O’na güç gelmez. O, yücedir, büyüktür.”[8]

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ.

﴿ قُلْ هُوَ اللّٰهُ أَحَدٌۚ ﴿١﴾ أَللّٰهُ الصَّمَدُۚ ﴿٢﴾ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْۙ ﴿٣﴾ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا أَحَدٌ ﴿٤﴾

[سورة الإحلاص:١١٢/١-٤]

İHLÂS SÛRE-İ CELÎLESİ’NİN MÂNÂSI

“De ki: “O, Allâh’tır, bir tektir.” (1) “Allâh Samed’dir. (Her şey O’na muhtaçtır; O, hiçbir şeye muhtaç değildir.)(2) “O’ndan çocuk olmamıştır. (Kimsenin babası değildir.) Kendisi de doğmamıştır (kimsenin çocuğu değildir).” (3) “Hiçbir şey O’na denk ve benzer değildir.”(4)[9]

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ.

﴿ قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِۙ ﴿١﴾ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَۙ ﴿٢﴾ وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَۙ ﴿٣﴾وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِى الْعُقَدِۙ ﴿٤﴾ وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ ﴿٥﴾ [سورة الفلق:١١٣/١-٥]

FELAK SÛRE-İ CELÎLESİ’NİN MÂNÂSI

Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. (O, Rahmân ve O, Rahîm olan Allâh (c.c.)’ın adıyla). “De ki: “Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.”(1-5)[10]

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ.

﴿ قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِۙ ﴿١﴾ مَلِكِ النَّاسِۙ ﴿٢﴾ إِلٰهِ النَّاسِۙ ﴿٣﴾ مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِۙ ﴿٤﴾ أَلَّذ۪ى يُوَسْوِسُ فِى صُدُورِ النَّاسِۙ ﴿٥﴾ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ ﴿٦﴾

[سورة الناس:١١٤/١-٦]

NÂS SÛRE-İ CELÎLESİ’NİN MÂNÂSI

“De ki: “Cinlerden ve insanlardan; insanların kalplerine vesvese veren sinsî vesvesecinin kötülüğünden, insanların Rabbine, insanların Melik’ine, insanların İlâh’ına sığınırım.”(1-6)[11]

Doğum yapacak hanımın sıhhat ve kolaylıkla doğumunu yapması niyetiyle, önce Âyete’l-Kürsî okunur, sonra Felâk ve Nâs Sûreleri okunur. Bunlardan sonra da şu âyet okunur:



﴿ إِنَّ رَبَّكُمُ اللّٰهُ الَّذ۪ى خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ف۪ى سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَـوٰى عَلَى الْعَرْشِ يُغْشِى الَّيْلَ النَّهَارَ يَطْلُبُهُ۫ حَث۪يثًاۙ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومَ مُسَخَّرَاتٍ بِأَمْرِه۪ٓۜ أَلَا لَهُ الْخَلْقُ وَالْاَمْرُۜ تَبَارَكَ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَم۪ينَ ﴿٥٤﴾  أُدْعُوا رَبَّكُمْ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةًۜ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَد۪ينَۚ ﴿٥٥﴾ وَلَا تُفْسِدُوا فِى الْاَرْضِ بَعْدَ إِصْلَاحِهَا وَادْعُوهُ خَوْفًا وَطَمَعًاۜ إِنَّ رَحْمَتَ اللّٰهِ قَر۪يبٌ مِنَ الْمُحْسِن۪ينَ ﴿٥٦﴾

[سورة الأعراف:٧/٥٤-٥٦]

OKUNUŞU: “İnne rabbekümü’l-lâhü’l-lezî halega’s-semâvât-i ve’l-erza fî sitteti eyyâmin sümme’s-tevâ ‘alel ‘Arşi yuğşi’l-leyle’n- nehâra yetlübühû hasîsev ve’ş-şemse ve’l-gamera ve’n-nücûme müsehharâtim bi emrih, elâ lehü’l-halgu vel emru tebârakellâhü rabbül ‘âlemîn.” (54) “Üd’û Rabbeküm tezarru’an ve hufyeten, innehû lâ yühıbbü’l-mü’tedîn.” (55) “Velâ tüfsidû fi’l-erzı be’de islâhı hê vedûhü havfen ve dame’an, İnne rahmetellâh-i garîbü’m-mine’l-mühsinîn.” (56)

ANLAMI: “Şüphesiz sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratan ve Arş’a kurulan, geceyi, kendisini durmadan takip eden gündüze katan, güneşi, ayı ve bütün yıldızları da buyruğuna tabi olarak yaratan Allâh’tır. Dikkat edin, yaratmak da, emretmek de yalnız O’na mahsûstur. Âlemlerin Rabbi olan Allâh’ın şanı yûcedir.” (54) “Rabbinize alçak gönüllüce ve için için dua edin. Çünkü O, haddi aşanları sevmez.” (55)         Düzene sokul-duktan sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allâh’a (azâbından) korkarak ve (rahmetini) umarak duâ edin. Şüphesiz, Allâh’ın rahmeti iyilik edenlere çok yakındır.”[12]

BİR BAŞKA DUÂ

"بِسْمِكَ اللّٰهُمَّ أُنْشِدُكُمْ يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ بِاللّٰهِ الْفَر۪يدِ الدَّافِعِ الْوَاف۪ي أَنْ تَتْرُكُوا حَامِلَ كِتَاب۪ي هٰذَا -فُلَانُ ابْنُ فُلَانْ، أَوْ فُلَانَةَ بِنْتِ فُلَانٍ-، بِسْمِ اللّٰهِ وَأَلْقَتْ مَا ف۪يهَا وَتَخَلَّتْ وَأَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ، أٰهِيًّا شَرَاهِيًا، بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ، يَا خَالِقَ النَّفْسِ مِنَ النَّفْسِ وَيَا مُخْلِصَ النَّفْسِ مِنَ النَّفْسِ وَيَا مُخْرِجَ النَّفْسِ مِنَ النَّفْسِ."

OKUNUŞU: “Bismike’l-lâhümme ünşidüküm, yâ me’şeral cinni billâh-i ferîdi’d-dâfi’ıl vâfî, en tetrukû hâmile kitâbî hâzâ -fülânübnü fülân ev fülânete binti fülân-   Bismillâh-i ve elgat mâ fî-hâ ve tehallet ve ezinet li rabbihâ ve huggat, âhiyyen şerâhiyyen. Bismillâhi’r-rahmâni’r-rahîm, Yâ hâliga’n-nefsi minennefsi ve Yâ muhlise’n-nefsi mine’n-nefsi ve yâ mührice’n-nefsi mine’n-nefsi.”

Bu duâların tecrübeleri de yapılmıştır. Bu duâ doğum sancısı başlayan kadının üzerine okunur. Veyâ bir kâğıda yazılıp suyu içirilir. Kırmızı yazılı yere doğum yapanın ismi söylenir veyâ yazılır.

        

Sağlam îtikatla yapılınca Cenâb-ı Hakk -inşâallâhü’r-Rahmân- yardım eder.

Irâk İbn-i Hâlid (rahımehüllâh) şöyle anlatmıştır:

“Ben İbrâhîm İbn-i Vesîme en-Nasrî'yi, Osman İbn-i Muhammed el-Karî'ye şöyle derken işittim: “Kendileri sâyesinde Allâh'ın deliliği def ettiği Âyetler ki, her gün onlara devam et de hissettiğin şeyler senden gidiversin!”

Bunun üzerine o: “Onlar hangi Âyetlerdir!” diye sorunca o:

“Sizin İlâhınız tek bir İlâh'tır!..” (Bakara sûresî:163) Âyeti, Âyetü’l-Kürsî, Bakara Sûresi’nin sonu; Amenerrasûlü’den sonuna kadar, A'râf Sûresi’nin üç Âyeti (54-56), bir de Haşr Sûresi’nin sonu (ndan üç Âyeti)! Bize ulaşan rivâyete göre; bu Âyetler Arş’ın köşelerinde yazılıdırlar.” dedi. Osman İbn-i Muhammed de bunlara devam ederek iyileşti.

İbrâhîm İbn-i Vesîme şöyle derdi: “Korku ve akıl bozukluğuna karşı çocuklarınız için bunları yaz (ıp, üzerlerine as) ın!..” [13]

Sa’d İbn-i İshâk İbn-i Kâ’b İbn-i Ucre (r.anhüm) şöyle demiştir: “(A'râf Sûresi’nin 64.Âyeti) bu âyet inince, kendilerinin Araplardan olduğu tahmin edilen büyük bir kafileyle karşılaşıldı da onlara: “Siz kimsiniz? Diye soruldu. Onlar: “Biz cinlerdeniz, artık Medine’den çıktık, bizi bu Âyet çıkardı!” dediler.”[14]

Ubeyd İbn-i Ebî Merzûk (rahımehüllâh) şöyle demiştir: “Her kim uyurken (A'râf Sûresi’nin 64.Âyeti) bu Âyeti (peşindeki iki Âyetle birlikte) okursa, sabaha kadar bir melek onun üzerine kanat gerer ve bir şeyi çalınmaktan afiyete erdirilir!”[15]

Ömer İbn-i Abdilazîz’in arkadaşı Muhammed İbn-i Kays (r.anhümâ) şöyle anlatmıştır: “Medîne ehlinden biri hastalanmıştı, arkadaşlarından bir topluluk onu ziyarete gelmişti ki, içlerinden biri bu Âyeti (peşindeki iki Ââyet’le birlikte) okudu. O adam konuşamaz (ve kımıldayamaz bir) haldeyken kımıldandı, sonra oturdu, daha sonra secdeye kapandı ve secdesi o gün secde ettiği saatten itibaren ertesi günkü o saate kadar bir gün bir gece sürdü. Âilesi ona: ‘Sana afiyet veren Allâh'a hamdolsun!’ deyince o: ‘Canımı almak üzere bir melek bana gönderilmişti, arkadaşınız okuduğu o Âyeti kıraat edince melek secdeye kapandı, ben de onun secdesiyle secdeye vardım, işte şu (vakit), onun başım kaldırdığı andır (ki, ben de anca kalktım)!’ dedi, sonra yanına düşerek vefat etti.”[16]

İmâm-ı Yâfi’î (k.s.) nun “ed-Dürru’n-Nazîm fî Havâssi'l-Kur’âni’l-Azîm” isimli eserinde zikredildiğine göre; --- “Her kim bu Âyet-i Kerîme’yi yatacağı zaman okursa, Allâh-ü Te’âlâ onu İblîs’ten ve ordularından korur, onu yüz felcinden ve vücut felcinden muhafaza eder.”[17]

Şeyh Mâülayneyn (rahımehüllâh)’a ait “Na’tü'l-Bidâyât ve Tavsîfü’n-Nihâyât” isimli eserde zikredildiğine göre; “Her kim bir düşmandan veya zâlimden korkar da, bu Âyetler’i (A'râf Sûresi’nin üç Âyeti (54-56) okursa, Allâh-ü Te’âlâ onu ondan korur, zararını ve hilesini ondan defeder. Kendisine cin musallat olan kişi bu Âyet-i Kerîmeler’i okursa, o cin ona bir kötülük isabet ettirme imkânı bulamaz. Bu hususta Hadîs-i Şerîf vârid olmuştur.

Bu Âyetler’i za’ferânla yazıp üzerine asan kişi, yırtıcı hayvanlardan, insanların hilesinden, gözden ve kalp ağrısından emîn olur, sürekli Allâh'ın korumasında kalır ve yılanların sokmasından emîn olur.”[18]





[1] Hamd, tüm varlıkları nimetlendiren sonsuz kudret sahibi Allâh’ı yüceltme ifadesidir. Hamd eden insan, Allâh’ın nimetlerine konu oluşu bakımından değil, Allâh’ın tüm insanları nimetlendirici bir konumda oluşu açısından ona hamd eder. Bu itibarla, belli bir nimet bir insana ulaşsa da ulaşmasa da, o insan Allâh’a hamd eder. Allâh’tan başka, mutlak anlamda nimet verecek hiçbir varlık bulunmadığı için, hamde lâyık tek varlık da Allâh’tır.
[2] Rab, “Varlıkları yaratan, tüm ihtiyaçlarını karşılayarak onları kademe kademe geliştirip olgunluğa ulaştıran Allâh” demektir.
[3] Rahmân, “Rahmeti çok”, “çok merhametli”, “sonsuz merhametli” anlamlarında, sadece Allâh için kullanılan sıfat-isimdir. Tam bir Türkçe karşılığı yoktur. Mü’min olsun, kâfir olsun; iyi olsun, kötü olsun, herkes “Rahmân”ın ifade ettiği rahmetin kapsamındadır. Varlıklar da bu rahmet ve merhametin eseri olarak var olmuşlar ve varlıklarını da yine bu sayede sürdürmektedirler.
[4] “Rahîm” kelimesi de, “Rahmân” gibi Allâh Teâlâ’nın sıfatlarından biridir. Aynı şekilde, “rahmeti çok”, “çok merhametli”, “sonsuz merhametli” anlamlarını taşır. Ancak “Rahmân”, Allâh Teâlâ’ya has bir sıfat-isim iken, “Rahîm” insanlar için de kullanılabilir. Nitekim Tevbe sûresi 128.âyette, bu sıfat Hz.Peygamber için de kullanılmıştır.
[5] Fâtiha Sûresi, 1/1-7
[6] Kayyûm, “varlığı kendinden, kendi kendine yeterli, yarattıklarına hâkim ve onları koruyup gözeten” demektir.
[7] Şefaat ile ilgili olarak bakınız: Bakara Sûresi, âyet, 48.
[8] Bakara Sûresi, 2/255. Bu âyet, Âyetü’l-Kürsî (kürsü âyeti) diye adlandırılır. “Kürsü”, Allâh’ın kudret ve azameti, O’nun her şeyi kapsayan ilmi demektir. Âyette, Allâh Teâlâ kendi zatının çok veciz bir tanımını yapmaktadır. Kitab-ı Mukaddes’te yanlış ve tahrif edilmiş bir biçimde anlatılan Allâh, burada nasıl ise öyle tarif edilmektedir. O, yerde, gökte ve ikisi arasında olan her şeyin sahibi ve mâlikidir. Hiç kimse hâkimiyetinde, otoritesinde, mülkünde ve yönetiminde O’na ortak değildir. Hiçbir şey O’na rakip ve eş olamaz. O, mutlak ilim ve irade sahibidir. O’na hiçbir varlık güç yetiremez. O, bütün evrenin sahibi, yöneticisi ve hâkimidir.
[9] İhlâs Sûresi, 112/1-4.
[10] Felâk Sûresi, 113/1-5.
[11] Nâs Sûresi, 114/1-6.
[12] A’râf Sûresi, 7/54-56.
[13] Rûhu’l-Furkân Tefsîri, 13/654-655. A’râf Sûresi, 54-56. İbn-i Asâkir, Târîh-u Medînet-i Dımeşk, No:530, 7/244-245)
[14] Rûhu’l-Furkân Tefsîri, 13/654-655. A’râf Sûresi, 54-56. İbn-i Ebî Hatim, no:8572, 5/1496; Süyûtî, ed-Dürru’l-mensûr: 6/4l7-418.)
[15] Rûhu’l-Furkân Tefsîri, 13/654-655. A’râf Sûresi, 54-56. (Süyûtî, ed-Dürru’l-Mensûr:6/418.)
[16] Rûhu’l-Furkân Tefsîri, 13/654-655. A’râf Sûresi, 54-56. (Süyûtî, ed-Dürru’l-Mensûr:6/418-4I9)
[17] Rûhu’l-Furkân Tefsîri, 13/654-655. A’râf Sûresi, 54-56.  (ed-Dürru’n-Nazîm fî Havâssi'l-Kur’âni’l-Azîm, sh:56.)
[18] Rûhu’l-Furkân Tefsîri, 13/654-655. A’râf Sûresi, 54-56. Na’tü'l-Bidâyât ve Tavsîfü’n-Nihâyât, sh:209.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder